flaş haber

“ÇALIŞAN YÖNETİMİ” KAVRAMININ TARİHÇESİ VE İNSANIN “STRTEJİK BİR KAYNAK” HALİNE GELMESİ

Bu haber 22 Şubat 2022 - 6:44 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Bilimsel olarak «Çalışan Yönetimi» ihtiyacı ve kavramı ilk olarak 18. ve 19.yy’larda Endüstri Devrimi ile
ortaya çıkmıştır.
Bu süreçte, her şeyden önce, zanaatkarların yerini "işçi sınıfı" denilen yeni bir sınıf almış; yeni sınıfla
birlikte çalışma hayatının geleneksel aktörleri değişmiştir. Endüstri Devrimi öncesinin meslek
kuruluşları olan «Loncalar», 18. Yüzyılın sonlarında önemini yitirmiş; lonca sistemi içinde yer alan
“usta-kalfa-çırak” kavramı, yerini "patron-işçi" kavramına bırakmıştır. Bu dönemin işçileri genelde
«vasıfsız»dır.
Bu dönemde hâkim olan Liberal düşünce sistemi, çalışma koşullarını işçi ve işverenin özgür iradesine
dayalı, devletin taraf olmadığı «bireysel akit» sistemiyle düzenlemeyi öngörmüştür. Ne var ki; bu
dönemdeki «sözleşme özgürlüğü» giderek işverenlerin çalışma şartlarını işçilere «dikte ettirme»
özgürlüğüne dönüşmüştür. Netice itibarıyla, bu dönem, işçiler aleyhine istihdam ve sefalet
boyutlarına ulaşan hayat şartlarıyla sonuçlanmıştır.
1900’lerin başında yoğunlaşan rekabet olgusuna bağlı olarak işletmelerin temel hedefi giderek daha
fazla üretimin artırılması olmuştur. Diğer yandan sendikalaşma, sosyal tepkiler, işe en uygun işçinin
sağlanması ve benzeri ihtiyaçlar sonucu bu dönemde “Personel Yönetimi” kavramı ortaya çıkmıştır.
Bu dönemde personel yöneticilerinden beklenen en önemli işlev, çalışanların veriminin artırılmasını
sağlamaları olmuştur.
Böylece çalışanı, bir maliyet unsuru olarak ele alan bir anlayış hâkim olmuş, ancak çalışanın teşvik
edilmesi sadece parasal açıdan düşünülmüş, psikolojik bir bağlılık beklenmemiştir. Dolayısıyla
Personel Yöneticilerinin yaptığı işler; işe alma ve işten çıkarma işlemleri ile iş ve ücret analizlerinin
yapılması ve bu faaliyetlerin kayıtlarının tutulması olmuştur. Kısacası, Personel Yönetiminin işlevi,
çalışanlar hakkında kayıt tutma faaliyeti olarak algılanmıştır.
1890’da NCR Corporation’un ayrı bir personel ofisi kurmasıyla Personel Yönetimi ilk defa bir
Departman olarak tarihteki yerini almıştır.
Bu döneme damgasını vuran en önemli gelişme Frederick W. Taylor’un, «Bilimsel Yönetim» olarak
bilinen metotlarla bu dönemin ihtiyaç ve değerlerine uygun bir yönetim şekli ortaya koyması
olmuştur. Taylor, yapılan işleri analiz ederek, gerekli zaman, kullanılan araç-gereçler, gerekli min.
insan sayısı gibi konuları objektif kriterlere bağlayan ve böylece daha az zamanda daha fazla üretimi
amaçlayan bir sistem ortaya koymuştur.
Taylorizm; vasıfsız işgücü istihdamına, üretim sürecinin en küçük ve en basit parçalara kadar
bölünmesine, parça başı ücret ödeme sistemine ve çalışanların üretimin her aşamasında sıkı bir
denetim altında tutulmasına dayanan bir sistemdir. Bu sistem, ücreti standart zaman üzerinden
«parça başına» bağlamış ya da sabit bir ücreti hak etmek için asgari bir «günlük üretim» miktarını şart
koşmuştur. Böylece üretim artışı sağlanmıştır.1. Dünya savaşının patlak verdiği 1915’lere kadar
Taylorist metotlar, Ford üretim hatları da dahil, alternatifsiz uygulanmıştır.
1914-1918 arasındaki I. Dünya Savaşında orduya alınacak askerlerin en uygun olanını seçebilmek için
psikolojik testler uygulanır. Böylece, orduda kullanılmış olsa da personel seçimi için test uygulaması
literatürde ilk kez yerini almıştır.

Bu dönemde çalışanların «vasıfları» da dikkat alınmaya başlamış, «vasıfsız” işçilerin yanısıra bazı
işlerde «vasıflı” işçilerin bulunması ve işe yerleştirilmesi, bu yönde eğitilmesi önem kazanmaya
başlamıştır.
1920 yılında ABD’de “Personel İdaresi” başlığını taşıyan ilk ders kitabında işgücüne ilişkin; seçme,
eğitme, ücretlendirme gibi konular yer almaktadır.
1930’lardaki Büyük Buhran'ın ortaya çıkışıyla birlikte işsiz sayısında çok fazla artışların meydana
geldiğini görmekteyiz. Bunun sonucunda da 1935 yılında Roosevelt tarafından sakatlık, ölüm aylığı,
işsizlik sigortası gibi kavramlar yürürlüğe konmuştur.
Bu dönemde Personel Yönetimi alanındaki çok önemli bir gelişme de Personel Yönetimi ile
Psikolojinin birleştirilmesi olmuştur. 1930’larda Endüstriyel psikolog Elton Mayo'nun Hawthorne
araştırmaları ile başlayan çalışmalar sonucunda, çalışanların verimliliğinin sadece çalışma koşulları ya
da ücrete göre değil sosyal ve psikolojik etkenlere bağlı olarak da değiştiği ortaya çıkmıştır.
II. Dünya Savaşıyla (1939-1945) birlikte «ek kazançlar» kavramı ortaya çıkmıştır. Çalışanların
motivasyonunu yükselterek işe olan bağımlılıklarını arttırmak için giyim, tatil, yol gibi ek kazançlar
verilmeye başlanmıştır.
II. Dünya Savaşından sonra insanlık bilgisayar ve iletişim teknolojileriyle tanışır ve kol gücünden
ziyade zihniyle çalışan «fikir işçiliği» kavramı ortaya çıkar. Böylece Taylor'un fikrine karşıt olarak
«motivasyon» olgusu ile tanışılır. Birçok şirket Endüstri Psikolojisine yönelir.
Nihayet 1980’lere gelindiğinde varlığını devam ettirmek isteyen, gelişime açık, büyük şirketler
Personel Yönetimi Fonksiyon ve Departmanlarını giderek daha fazla önemsemeye, faaliyet ve
planlarında daha büyük bir yer vermeye başlamışlardır.
Bu yıllarda, Toplam Kalite Yönetimi, Kaizen, Yalın Yönetim, Öğrenen Organizasyonlar gibi insana
dayalı yeni yönetim felsefeleri ile insana verilen önem ve değer artmıştır.
Bu dönemde Personel Yönetimi’nin alanı önemli değişiklere sahne olmuş ve çalışanları birer masraf
unsuru olarak görmek yerine bir yatırım unsuru ve rekabet avantajı sağlayan bir kaynak olarak
görmeye başlamıştır.
1990’lı yıllarla birlikte organizasyonlarda insan faktörü daha çok ortaya çıkmış, personel bölümleri
yerlerini “İnsan Kaynakları” bölümlerine bırakmaya başlamış ve insan kaynakları fonksiyonlarına:
«Performans değerlendirme», «ödüllendirme», «işe almada yapılandırılmış mülakat teknikleri»,
«yedekleme» ve «eğitim» gibi yeni kavramlar girmiştir.
İnsan Kaynakları Yönetimi bu dönemden sonra kendini geliştirmeye devam etmiş, «yetkinlikler»,
«kariyer yönetimi», «motivasyon» gibi yeni fonksiyonlar elde ederek kendi içinde yeni kavramlar
oluşturmuştur.
2000’li yıllarla birlikte globalleşme sonucu ortaya çıkan yoğun ulusal ve uluslararası rekabet, ardı
arkası kesilmeyen krizler ve dünyada VUCA unsurlarının (V-Volatility/Değikenlik; U-
Uncertainitiy/Belirsizlik; C-Complexity/Karmaşıklık; A-Ambuquity/Bulanıklık) hâkim olması,
çalışanların stratejik bir kaynak olarak ele alınmasını ve yönetilmesini zorunlu hale getirdiği gibi
stratejilerin oluşumunda da etkili bir ortak durumuna sokmuştur.
Böylece, bilgi çağını yaşadığımız günümüz iş dünyasının rekabetçi ortamında, rakiplerine karşı rekabet
üstünlüğü sağlayabilmek için kurumların sahip olduğu insan kaynağı potansiyelini tam anlamıyla
kullanabilmesi, çalışanların yetkinlik, bilgi, beceri, yaratıcı zeka ve yeteneklerinin katılımcı bir anlayışla
işe yansıtılmasını sağlayıcı yapıların oluşturulması temeline dayanan “Stratejik İnsan Kaynakları
Yönetimi” yaklaşımı, yönetim dünyasında en çok ilgi gösterilen ve önem verilen fonksiyonlardan biri
haline gelmiştir.

Deniz Mehmet Gürsoy
VUCA DANIŞMANLK
info@vucadanismanlik.com
https://www.vucadanismanlik.com/
0216 606 2505 / 0532 134 5298

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
bedav bahis sitesi